11 Nisan 2012 Çarşamba

O THİASOS (1975) – (Kumpanya) / Theo Angelopoulos



Theo Angelopoulos, sadece Yunan Sinemasının değil, dünya sinemasının yaşayan en büyük yönetmenlerinden biriydi. Ancak, 24 Ocak 2012’de çekimlerine devam ettiği son filmi “Öteki Deniz”in setinde, bir polis aracının kendisine çarpması ile bu hayattan ayrıldı. Plan-sekans’ın büyük şair yönetmeni ve dev sanatçı aramızdan ayrıldı. Bu vesile ile İstanbul Film Festivalinde Angelopoulos’a olan saygıyı göstermek amacı ile uzun zamandır sinemalarda ve festivallerde gösterilmemiş olan “Kumpanya” filmi getirildi. Dört saatlik bu başyapıt sadece bir film olarak değil, destansı anlatımı ile de bizi büyüledi.

Angelopoulos, 1970’de ilk filmi “Anaparatasi”(Yeniden Canlandırma)’i çekiyor ve sonrasında bir üçlemeye başlayacağını duyuruyor. Yıllardır yazılı olarak hazırladığı bu üçlemenin ismini de “Tarih Üçlemesi” koyuyor. İlk film “Meres Tou 36”(36 Günleri) 1972’de gösteriliyor ve o dönemki yurt dışı sinema izleyici tarafından çok fazla ilgi görmese de dönemin Yunan eleştirmenleri tarafından tam not alıyor. Sonrasında ise çalışmalarını üçlemenin ikinci filmi olan “O Thiasos”(Kumpanya)’a yönlendiriyor. Ve üç senelik bir çalışmanın sonucunda, hem yönetmen hem senarist olarak 235 dakikalık bu görkemli yapıtını tamamlıyor ve film 1975 yılı Berlin Film Festivalinde gösterimini yapıyor be büyük yankılar uyandırıyor. Hem Angelopoulos’un hem de onun muhteşem sinema anlayışının dünya seyircileri ile buluşmasını sağlayan bu film oluyor.

Epik sinemanın en yetkin örneği sayılabilecek bu filme daha yakından bakacak olursak filmin konusu şöyledir: Gezici bir tiyatro kumpanyası, 1939 ile 1952 tarihleri arasını kapsayacak uzun bir Yunanistan turnesine çıkmıştır. Uğradıkları her kasaba, köy ve ada’da “Çoban Kızı Gorfo” adlı kırsal oyunu sergilemektedirler. Bu sırada kendi hayatlarında yaşadıkları bazı olaylar ise (kumpanya içi ilişkileri) Yunan trajedilerinden olan Oresteia’ı andırır. Bu tiyatro eseri gezici kumpanya tarafından ülkenin dört bir yanına taşınırken, Yunanistan’ın 1939 ile 1952 yılları arasında, yaşamış olduğu siyasi ve politik olaylarda genel atmosferi oluşturur. Film tarihi olarak bakıldığında birçok “Çağdaş Yunan Tarihi” olayını kapsar. Bunlar: Metaxas Diktatörlüğü, İtalyanlarla savaş, Almanların Nazi İşgali, Sağ ve Sol Yunan Güçleri arasında yaşanan Yunan İç Savaşı ve Yunan politikasına İngiliz ve Amerikanların müdahaleleri filmin karakteri olan Kumpanya’nın yanında, ikinci karakter olarak yer almaktadır.

Filmin, ilkin anlaşılmasının çok kolay olmadığını söylemek zorundayım. Yakın Yunan Tarihi konusunda çokta açık olmayan çok fazla olay yaşandığı için oldukça anlaşılmaz olabiliyor bazı noktalarda. Ve filmi anlaşılmaz kılan diğer nokta ise Brechtvari bir anlatım sergilemiş olması. Yani film çok fazla atlamaya sahip. Mesela hikâye filmin başında 1952 yılında Yunan İç Savaşının son bulduğu yıllarda başlarken, bir anda herhangi bir bilgi vermeden 1939’lu Alman İşgalinin olduğu yıllara dönüyor. Film boyunca bu atlamalı anlatım devam ediyor. 39 ve 52 yılları arasında kendi mantığınca geziniyor ve siz bazılarını fark edemiyor bile olabiliyorsunuz. Film bu noktada algıyı zorluyor ve öncesinde bir bilgilendirme olmadan izlemeyi imkânsız kılıyor.

İşte, Kumpanyamız tüm bu siyasal karmaşanın ortasında gösterilerini sergilemek için serüvenlerine devam ederler, ancak gittikleri her yerde oyunları değişmez bir şekilde ya açılan ateşlerle, ya cinayet ve tutuklamalarla ya da bir hava bombardımanı ile kesintiye uğrar. Ülkenin her gittikleri köşesinde açlık, ölüm, zulüm ve göç ile karşılaşırlar. Zaman zaman müttefik askerleri tarafından el konulup onları eğlendirmeleri istenilir, emredilir. Bazense dağlarda saklanan partizanlar tarafından, aynı ülkenin vatandaşı oldukları insanlar tarafından yıpratılırlar. Ama onlar bıkmadan, yılmadan her kasaba ve köyde gösterilerini sürdürmeye çalışmaya devam ederler. Adeta onlar kendi ülkelerinin tarihinin dahil izleyicileri olmak zorunda bırakılmış karakterler gibidirler.

Tüm bunlar olurken, kumpanyadaki oyunculardan genç bir kadın, babasının ölümünden sorumlu tuttuğu annesinden intikam almak için yollar aramaktadır. Amacına ulaşması için ona direnişçi olan erkek kardeşi yardımcı olacaktır. Bu hikâye ise ana öykü ile paralel giden yan hikâyedir. Ve daha öncede bahsettiğimiz gibi, klasik yunan trajedilerinden biri olan Oresteia’ı andırır. Bu andırma olabildiğinde alegorik bir şekilde verilmiştir. Çağdaş yunan trajedisinin, klasik yunan trajedisine karışımını fark etmeden izler gideriz.

Angelopoulos bize iç içe geçmiş bir şekilde bu hikâyeleri ve dönemin politik ortamını aktarırken uzun plan-sekanslardan ve uzun planlardan yararlanılır. Daha üçüncü filmi olmasına rağmen, plan-sekansın şairi, kendini, sanatını ve algılayışını filme yazmıştır. Sinemanın belli açılardan mükemmel olan yönetmenlerinin arasına adını yazdıracağını bu filmde göstermiştir. Dört saatlik bir filmden bahsediyorsak ve hayatın zaman akışının, bir filme aktarılması söz konusu ile bunu ancak Angelopoulos yapabilirdi ki yapmışta. Dört saatlik bu dev yapımı izlerken bazen kendinizi Yunan İç Savaşında ya da Alman İşgalinde bir köşeden izleyen bir çift göz sanıyorsunuz. Kamera ve anlatım, gerçekliğe bu denli yaklaşıyor. Yoksa Amerikan aksiyon, savaş ve epik filmlerinin hızlı temposu ve kurgusu burada da olamaz mıydı, olurdu elbet. Peki, gerçek hayatta bu olayın ritmi, temposu, hızı nedir diye soruyor muyuz kendimize? Böyle bir atmosferin ağırlığı nedir? Bir nesilin darbeler ve işgaller altında kalışının. O yüzden filmde ki plan-sekanslar tam yerinde ve gerekliliğinde kullanılmış olduğunu düşünüyorum ben.

Kumpanya her şeyden öte, bir direniş portresi sunuyor bize. Bu öyle bir portre ki direnişin sonunun yenilgi olduğunu da görüyorsunuz en başından. Film adeta, Da Vinci’nin ünlü tablosu “Mona Lisa” gibi. Hem ağlayan, hem gülen “Mona Lisa” gibi, filmde de Kumpanya ve Yunan Halkı hem direniyor, hem de bir yandan kaybediyor. Angelopoulos’un Kumpanya için bir cümlelik yorumu belki de birçok şeyi özetleyen mükemmel bir enstantane. Şöyle demiş üstat Kumpanya hakkında: Biri açık, diğeri örtük diktatörlük arasında ki yol… Büyük yönetmen bu yorumu yaparken, filmin merkezine Metaxas diktatörlüğüne karşı olup İkinci Dünya Savaşında yer alan, Alman İşgaline karşı Ulusal Halk Kurtuluş Ordusuyla anti-faşist mücadeleyi sürdüren ve sonrasında Yunan Ordusu ile İngiliz güçlere karşı dağa çıkan dönemin komünistlerini koymuştur. Ve filmde bu komünistleri temsil edecek biri mutlaka hikâye içerisinde tutulmuş, hikâyeden insanlar sürülse bile, fikren komünizm sürülmemiştir. Filmin siyasal zeminine baktığımızda ilkin göreceklerimiz bunlardır.

Kumpanyanın hep başka bir nedenden dolayı bitiremediği Çoban Kızı Golfo oyunu hem 20.yy’ın başından itibaren büyük çalkantılarla dolu Yunan Tarihinin ilelebet böyle sürüklenip gideceğine dair bir gönderme; hem de sıradan insanların kişisel siyasi isteklerinin oyunla çatıştığının farkında olmadıklarını veyahut yaşamak için umursamadıklarını göstermektedir.

Angelopoulos’un bu başyapıtında bir çift göz olmak adına izlenilmesi şarttır. Sinemanın ne denli anlatıcı, yol gösterici ve olabildiğine estetik bir sanat olabileceğinin açık bir kanıtıdır Kumpanya. Film boyunca Kumpanya’dan dinlenilen Loukianos Kilaidonis’in muhteşem müziklerinden bahsetmiyorum bile. Hem görsel, hem de işitsel bir şölenin dört saatlik yorumu…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder